Bülent şık'ın 07.02.2019 tarihli iddianameye yanıtı

Duruşma Sorgu
Bülent Şık

İddianamede bana yöneltilen “Yasaklanan bilgileri temin etme”, “Yasaklanan bilgileri açıklama” ve “Göreve ilişkin sırrın açıklanması” suçlamalarına yanıt verebilmek için Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen projenin amacına ve kapsamına kısaca değinmek istiyorum. Öncelikle veri ve bilgi sözcükleri ile ne kastettiğime açıklık getirmek istiyorum.
“Veri ya da veriler” sözcükleri ile araştırma çalışmasından gözlem, analiz veya ölçüm yöntemleri ile elde edilen ama bir işleme ya da bilimsel bir değerlendirmeye tabi tutulmayan her türlü enformasyon parçacığını ya da sayısal değeri ifade ediyorum. Metin içinde sıklıkla dile getirdiğim “Araştırma çalışmalarından elde edilen bilgi” ifadesi ile verilerin istatistiksel yöntemlerle analiz edildiği, elde mevcut akademik bilgi birikimi dikkate alınarak değerlendirildiği, bir takım sonuçlar çıkarıldığı ve bu sonuçların ne anlama geldiğinin açıklığa kavuşturulduğu durumu ifade ediyorum.   
Sağlık Bakanlığı’nın 2011-2016 yılları arasında yürüttüğü ve ana başlığı “Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli İllerinde Çevresel Faktörlerin ve Sağlık Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi” olan araştırma projesinin amacı araştırma yapılan bölgelerde halk sağlığını tehdit eden bir durum olup olmadığını belirlemekti.
Araştırma Projesinin Kapsamı
Araştırma her biri bağımsız olarak yürütülen 16 farklı araştırma projesinden oluşuyordu. Bu projelerin isimlerine yer vererek yürütülen araştırmanın kapsamının genişliği hakkında bir fikir edinmek olanaklıdır.


Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli İllerinde Çevresel Faktörlerin ve Sağlık Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi Projesi kapsamında yer alan alt projeler

01

Kocaeli, Antalya ve Ergene Havzası’ndaki İllerde Kanser Ön Tanılarının İncelenmesi

02

Kocaeli ve Antalya’da Hane Halkı Sağlık Araştırması

03

Kocaeli, Antalya ve Ergene Havzası’ndaki Erişkinlerde Ağır Metal ve Eser Elementlere Maruziyetin Değerlendirilmesi

04

Kocaeli, Antalya ve Ergene Havzası’ndaki İllerde Hava Kalitesinin Belirlenmesi: Uçucu Organik Bileşikler ve Aldehitler

05

Kocaeli, Antalya ve Ergene Havzası’ndaki İllerde Hava Kalitesinin Belirlenmesi: PAH's, Ağır Metaller ve Eser Elementler

06

Kocaeli, Antalya ve Ergene Havzası’ndaki İllerde Üretilen Gıdalarda Çevresel Kirleticilerin Belirlenmesi

07

Kocaeli, Antalya ve Ergene Havzası’ndaki İllerde İçme Kullanma Sularındaki Çevresel Kirleticilerin Belirlenmesi

08

Ergene Nehri ile Kocaeli ve Antalya’daki Akarsu ve Atıksu Tesislerinden Deşarj Edilen Atıksularda Çevresel Kirleticilerin Belirlenmesi

09

Ergene Nehri ile Kocaeli ve Antalya’daki Akarsularda Dip Çamurunda Çevresel Kirleticilerin Belirlenmesi

10

İzmit, Saros ve Antalya Körfezi'ndeki Su Ürünleri ve Deniz Sularında Çevresel Kirleticilerin Belirlenmesi

11

Ergene Nehri ile Kocaeli ve Antalya’daki Topraklarda Çevresel Kirleticilerin Belirlenmesi

12

Kocaeli, Antalya ve Ergene Havzası’ndaki İllerde Düşük Frekanslı Akımlardan Kaynaklanan (ELF) Elektromanyetik Alanların (EMA) Belirlenmesi

13

Kocaeli, Antalya ve Ergene Havzası’ndaki İllerde Yüksek Frekanslı Akımlardan Kaynaklanan (RF) Elektromanyetik Alanların (EMA) Belirlenmesi

14

Kocaeli, Antalya ve Ergene Havzası’ndaki İllerde Sağlık Haberlerine ve Haber Kaynaklarına İlişkin Toplumsal Algı Araştırması

15

Kocaeli, Antalya ve Ergene Havzası’ndaki İllerde İş Sağlığı Çalışması

16

Koruyucu Sağlık Hizmetlerinin Geliştirilmesini Etkileyen Durumların ve Yapılması Gerekenlerin Belirlenmesi, Koruyucu Sağlık Hizmetleri Stratejisinin Geliştirilmesi Projesi ve Eylem Planı

Çizelgede yer alan araştırmalardan halk sağlığı ve çevre sağlığına yönelik çok kapsamlı bilgiler elde edilmiştir. Örneğin çizelgede ilk sırada yer alan “Kocaeli, Antalya ve Ergene Havzası’ndaki İllerde Kanser Ön Tanılarının İncelenmesi” projesinden elde edilen bilgiler araştırmanın yapıldığı illerde kanser tanısı almış kişilerin yaşadığı hanelerin il genelindeki haritasını çıkarmayı sağlamıştır. Çizelgedeki 2 numaralı araştırma projesi olan “Kocaeli ve Antalya’da Hane Halkı Sağlık Araştırması” projesi ile kanser tanısı almış hastaların yaşadığı hanelerde kişisel alışkanlıklar, beslenme ve sağlık durumlarını tespit etmeye yönelik çalışmalar yapılmıştır. Çizelgedeki 3 numaralı araştırma projesinde ise kanser ön tanısı konulan kişilerin ağır metal maruziyetlerini belirlemek için çalışmalar yapılmıştır. Sadece bu üç araştırma çalışmasından elde edilen bilgiler bile kanser konusunda pek çok soruya yanıt olacak bilgiler içermektedir. Örneğin Kocaeli ili ile Ergene Havzasındaki Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerinde ülkemizdeki diğer kentlere kıyasla kanserden ölüm oranları nedir? Çocuklarda ya da yetişkinlerde kanser görülme sıklığı nedir? Hangi çeşit kanserler daha sık görülmektedir? İnsanlardan alınan biyokimyasal örneklerde kansere neden olan ağır metal kalıntıları var mıdır? gibi.
Hane bazında yapılan bu çalışmalara çevresel ortamlardan alınan örnekler üzerinde yapılan çalışmalar eşlik etmiştir. Araştırmada köy ve mahalle bazında binlerce yerleşim bölgesinden örnekler alındı. Araştırmanın amacı çevresel ortamlardaki kanserojen madde kirliliğinin ne düzeyde olduğunu ve o bölgelerde yaşayan insanların soludukları hava, içtikleri su, yedikleri gıdalarla bünyelerinde kansere neden olan kimyasal maddeleri alıp almadıklarını belirlemekti.
Çalışmada toprak, su, gıda, hava, atık su ve Saroz, İzmit, Antalya körfezindeki deniz suyu ile kabuklu deniz canlıları ile balıklarda kansere yol açan kimyasal maddelerin kalıntıları araştırıldı. Bunun yanısıra yüksek gerilim hatlarından doğan kanser riski, atık su arıtma tesislerinden deşarj edilen su ve akarsuların dip çamurları da analiz edildi. Havadaki toz parçacıklarına yapışan ve solunum yoluyla bünyemize aldığımız kanserojen kimyasalların araştırılması gibi çok spesifik araştırmalar yapıldı. Araştırmada binlerce hanede yapılan anket ve tarama çalışmaları ile ailelerin soy geçmişlerinde kanser vakalarının görülüp görülmediği belirlendi. Aynı hanelerde yaşayan insanların vücutlarından alınan örneklerde ağır metal ve eser elementlerin bulunup bulunmadığı da analiz edildi. Aynı bölgelerden alınan hava, toprak, yeraltı ve yerüstü suları, çeşitli gıda örneklerinde kanserojen kimyasal maddelerin ne düzeyde bulunduğu araştırıldı.
Araştırma çalışmaları ile kanser vakalarının yoğun olduğu bölgelerde kanserojen-kimyasal kirliliğinin de yoğun olup olmadığına bakıldı. Araştırma projesi çalışma sahasının genişliği ve kapsadığı nüfus (5-10 milyon arası) açısından dünyanın en büyük halk sağlığı çalışmalarından biri olarak nitelenebilir.
Araştırma projesinin kapsamına dair bu kısa hatırlatmadan sonra iddianamede bana yöneltilen suçlamalara yanıt vermek istiyorum.
Çalışmalara Nasıl Dâhil Oldum?
Akdeniz Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Gıda Güvenliği ve Tarımsal Araştırmalar Merkezi’nde 2010-2016 tarihleri arasında öğretim üyesi ve teknik müdür yardımcısı olarak görev yaptım. Araştırma merkezi gıdalar, sular ve çevresel ortamlarda bulunan zehirli kimyasal maddelerin tespitini yapmak, bu konuda yapılacak bilimsel çalışmalara destek vermek amacıyla kurulmuş bir merkezdir.
Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen projenin gıdalar ve sularla ilgili kısmı bu araştırma merkezinde yapıldı. Projenin lideri olan kişi 2012 yılı sonu ya da 2013 yılı başında çalışmanın araştırma merkezimizde yapılıp yapılamayacağı ve eğer yapılacaksa nasıl yapılacağı konusunu görüşmek için araştırma merkezimize geldi. Yapılan görüşmeler sonrası 2013 yılı içinde gıdalarla ilgili çalışmaları, 2014 yılı içinde de sularla ilgili çalışmaları bakanlığın araştırma ekibi ile birlikte planladık. Yapılacak araştırma çalışmasında gıda ve su örneklerinin toplanması, merkezimize ulaştırılması, analizlerinin gerçekleştirilmesi ve analiz raporlarının düzenlenmesi işlerini organize ettim.
2014 yılı sonunda “Kocaeli, Antalya ve Ergene Havzası’ndaki İllerde Üretilen Gıdalarda Çevresel Kirleticilerin Belirlenmesi” başlıklı çalışmayı yapan proje ekibine dâhil edildim. 2015 yılı boyunca da araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesi ve proje sonuç raporlarının yazımı işi ile uğraştım. Bu süreçte üç kişi ile birlikte gıdalarla ilgili araştırma çalışmasından elde edilen bilgileri derlediğimiz proje sonuç raporunun yazımı işini gerçekleştirdim.
2015 Yılı Sonunda Genel Değerlendirme Toplantısı Yapıldı
2015 yılı Aralık ayı sonunda Antalya’da proje ile ilgili bir genel değerlendirme toplantısı yapıldı. O toplantıda yukarıdaki çizelgede belirttiğim araştırma projelerinden elde edilen bilgiler sırayla görüşüldü. Her bir araştırma projesi farklı bir ekip tarafından yürütülmüştü. Bu ekiplerin sırayla yaptığı sunumlarda Kocaeli ili ile Ergene Havzası’nda yer alan Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne illerinde çeşitli gıdalar, sular, deniz ürünleri, toprak ve havadaki toz gibi örneklerde yapılan araştırma çalışmalarından elde edilen bilgilerin ciddi halk sağlığı sorunlarına işaret ettiğini gördüm. Antalya ilindeki kimyasal madde kirliliği o illerle kıyaslandığında bariz bir şekilde daha azdı ya da o illerdeki kimyasal kirlilik Antalya iline kıyasla çok fazlaydı. Örneğin sularda çeşitli ağır metallerin ve Marmara Denizi’nden alınan balık örneklerinde arsenik gibi kanserojen kimyasalların birikim miktarı çok fazlaydı.
2016 Ocak Ayında Projelerden Çıkarıldım
Toplantıdan döndükten 15 gün sonra kamuoyunda Barış Akademisyenleri Bildirisi olarak anılan barış bildirisinde imzam olması nedeniyle ArGe merkezindeki görevlendirmem uzatılmadı, aynı zamanda müdür yardımcılığı görevimden de istifaya zorlandım. Kısa bir süre sonra Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü araştırma projesi de dâhil olmak üzere bir araştırmacı ya da yürütücü olarak içinde bulunduğum bütün araştırma projelerinden çıkarıldım. 22 Kasım 2016 tarihli 677 sayılı KHK ile de üniversitedeki öğretim üyeliği görevimden de çıkarıldım.
Araştırmacı olarak, Araştırmada Elde Ettiğimiz Verilerden Oluşturduğum Bilgileri Topluma Aktardım.
Bana yöneltilen suçlamalardan biri yasaklanan bilgileri temin etmek olarak belirtilmiş.  Gazeteye yazdığım yazılarda topluma verdiğim bilgileri bir yerden, bir başkasından temin etmiş ya da almış değilim. Yazılarda topluma verdiğim bilimsel bilgiler esas olarak proje ekibinde yer alan araştırmacılardan biri olduğum için bende mevcuttu. Gıdalar ve sularla ilgili olarak yapılacak araştırmaların planlanması, analiz yöntemlerinin oluşturulması, analizlerin yapılması ve yapılan analizler sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi araştırma projesindeki asli işimi oluşturmaktadır. Dolayısıyla açıkladığım bilgiler elimde bulunan araştırma verilerini kendi uzmanlık alanımda sahip olduğum bilimsel birikim ışığında yorumlayarak oluşturduğum bilgilerdir. Örneğin araştırmada yer alan gıdalardaki çevresel kirleticilerin belirlenmesine yönelik araştırma projesinin sonuç raporunun yazılmasına çok ciddi bir katkı verdiğimi söyleyebilirim. Dolayısıyla gıdalarla ilgili olarak Cumhuriyet gazetesinde yalnızca bir kısmını yazdığım bilimsel bilgiler bilgisayarımda mevcut, oluşturduğum, oluşumuna katkıda bulunduğum verilerden elde edilmiş bilgilerdi.
Sularla ilgili olarak yaptığım açıklamalarda da aynı durum söz konusudur.
Sularla ilgili analizler de Akdeniz Üniversitesi’ndeki Gıda Güvenliği Araştırma merkezinde yapıldı ve araştırmanın başından sonuna kadar bütün laboratuvar çalışmalarının yürütülmesinden sorumluydum Bu araştırma projesi kapsamında çeşitli yerleşim noktalarındaki kaynak sularından 1440 su örneği alındı. Sularla ilgili çalışmada örnek alım kurallarının yazımı, analiz yöntemlerinin geliştirilmesi, örneklerin alınması, laboratuvara taşınması, laboratuvar analizlerinin yapılması ve analiz raporlarının hazırlanmasında görev alan ekibin sevk ve idaresini yapan, analiz işlerini organize eden sorumlu yöneticilerden biriydim.
Cumhuriyet gazetesindeki yazı dizisinde Kocaeli ili ve Ergene Havzası’ndaki Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli illerinden alınan su örneklerindeki genel kimyasal kirlenme ve alüminyum, arsenik, kurşun gibi toksik etkili kimyasal madde kirliliğine dair bilgiler belirttiğim görevlerim nedeniyle elimde bulunan analiz raporları üzerinde çalışarak oluşturduğum bilimsel bilgilerdir.  Ancak sularla ilgili analiz raporlarında yer alan verileri değerlendirecek kişilerden biri olmadığım, bilimsel değerlendirmeyi başka bir çalışma ekibi yapacağı için o aşamada detaylı bir değerlendirme yapmadım. Burada araştırmadaki rolüm hakkında biraz daha ayrıntılı bilgi vermek istiyorum. Böylece iddianamede yer alan suçlamalara karşı da net bir yanıt vermiş olacağım. Araştırma çalışmasında yer alan her bir projenin farklı kişilerden oluşan bir araştırma ekibi vardı. Sularla ilgili araştırma ekibinin resmi bir üyesi değildim ama sularla ilgili bütün laboratuvar çalışmalarını organize ettim ve yapılmasını sağladım. Dolayısıyla örnek toplama aşamasından başlayıp analiz raporlarının düzenlenmesine kadar uzanan bütün çalışma sürecinin içinde yer aldım. Analiz raporlarını düzenledikten sonra raporları içeren dosyayı sularla ilgili çalışma ekibine gönderdim. Analiz raporlarını Sağlık Bakanlığı’ndaki ekibe göndermek için düzenlerken Kırklareli, Edirne, Tekirdağ ve Kocaeli illerinden alınan örneklerdeki arsenik ve kurşun gibi bazı kirlilik öğelerinin Antalya iline kıyasla daha yaygın olması dikkatimi çekmişti. Bunun üzerine sularla ilgili araştırmadan elde edilen veriler üzerinde biraz da akademik bir merakla çalışmaya başladım. Çeşitli nedenlerle sık sık kesintiye uğrasa da 1440 farklı yerleşim noktasından alınan su örneklerinin analiz verilerini içeren dosya üzerinde yaptığım çalışmalar yazı dizisinin çıktığı tarihe kadar sürdü. Bu çalışmalar sonucunda elde ettiğim ve doğruluğundan emin olduğum bilimsel bilgileri 2018 yılı Nisan ayında ilk olarak Bianet isimli internet sitesinde ve daha sonra da Cumhuriyet gazetesinde açıkladım. Dolayısıyla açıkladığım bilgiler, elimde bulunan veriler üzerinde çalışma yaparak oluşturduğum bilgilerdir; herhangi bir yerden alınmış ya da temin edilmiş bilgiler değildir.  
Proje Biteli Üç Yıl Oldu
Sağlık Bakanlığı’nca yürütülen çalışmalar 2015 yılı sonu itibariyle bitmişti. Proje kapsamındaki araştırmalardan elde edilen bilgileri gözden geçirmek ve bir ana rapor yazmak için 2015 yılı Aralık ayında Antalya’da yapılan toplantının üzerinden 3 yıldan fazla zaman geçti. Bu süre zarfında projeden elde edilen bilgiler hakkında Sağlık Bakanlığı bir açıklama yapmadı. Bu bilgiler halk sağlığı açısından risk teşkil eden durumlar olduğunu göstermesine rağmen Sağlık Bakanlığı bu olumsuz durumları düzeltmek için herhangi bir ara rapor da açıklamadı.
Her şeyden önce şunu belirtmeliyim ki bir akademisyenin bilimsel bir araştırmaya ait bilgileri açıklaması için çalışmanın tamamlanmış olması gerekmemektedir. Halk sağlığı ile ilgili çalışmalar yıllarca sürebilir ve böyle uzun süren çalışmalardan elde edilen bilgiler halkın uyarılmasını, ilgili kamu kurumlarının önlem almasını gerektiriyorsa ara raporlarla elde edilen bilgileri açıklamak olağan ve doğru bir yaklaşımdır.
Ara Raporlarla Neler Açıklanabilirdi?
Halk sağlığı ya da çevre sağlığı gibi geniş toplum kesimlerini ilgilendiren konularda yapılan araştırmalardan elde edilen bilgileri açıklamak telafisi imkânsız zararlar doğurma olasılığı bulunan durumlarda bir gereklilik olarak görülmelidir. Bu duruma örnek olarak araştırma çalışmasında analiz edilen gıda örneklerinin %17,3’ünün mevzuatın izin verdiği düzeyin üzerinde zehirli tarım kimyasalları (pestisitler) içermesi veya bazı yerleşim bölgelerindeki suların onları içilemez kılacak düzeyde arsenik veya kurşun kalıntısı içermesi örnek olarak verilebilir.
Bu konuyu biraz daha açıklığa kavuşturmak için bir başka örnek vereceğim.
Konuşmama başlarken Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü araştırmalardan birinin “İzmit, Saros ve Antalya Körfezi'ndeki Su Ürünleri ve Deniz Sularında Çevresel Kirleticilerin Belirlenmesi” olduğunu söylemiştim. Bu araştırmada Marmara denizindeki İzmit ve Saroz Körfezinden tutulan balıklar ve kabuklu su ürünlerinde ağır metal kalıntı analizleri yapıldı. Yani arsenik, civa ve kurşun gibi toksik etkili kimyasal maddelerin bu ürünlerde ne miktarda olduğu araştırıldı.
Medyada hemen her gün çocuklara balık yedirmenin gerekliliğinden, balıklarda bulunan omega 3 yağ asitlerinin çocukların beyin gelişimi için öneminden söz ediliyor. Ama bu ürünlerin sağlıklı olup olmadığını bilmiyoruz. Çocuklarda beyin ve sinir sisteminin gelişimine zarar veren, hormonal sistemin çalışmasının bozulmasına yol açan arsenik, civa veya kurşun gibi toksik kimyasal maddelerin bu ürünlerde ne miktarda bulunduğunu bilmek insanların hakkı değil mi? Çocukların bu toksik maddelere ne miktarda maruz kaldığını bilmek toplumsal bir fayda doğurmaz mı? Ancak yapılan araştırma çalışmalarına dair bilgiler açıklanmadığı sürece bu soruların yanıtını bilemeyeceğiz.
Ergene Nehrindeki kirlilikle, nehrin döküldüğü Saroz körfezindeki deniz suyunda ve o körfezden tutulan balıklarda tespit edilen kirlilik arasında bir bağ olup olmadığını bilmeyi istemez miyiz? Bunları bilmek her insanın hakkıdır. Ama bilgi edinme hakkına nasıl bakmalı? Yasalarda tanımlanan ama kâğıt üzerinde kalan pek çok hakka sahibiz. Dolayısıyla insanların sadece bilgi edinme hakkına sahip olması değil bu hakkı kullanabilmesine imkân sağlamak da gereklidir. Bunun tek yolu ise bilgiye erişimi kolaylaştırmak, sansürü ve gizliliği ortadan kaldırmaktır. Nasıl bir dünya içinde yaşadığımızı bilmek, sorunları doğru tespit etmek ve bu sorunları nasıl çözeceğimizi konuşabilmek ya da kısaca söylemek gerekirse kamusal bir tartışma ortamı yaratabilmek için bu mutlak bir gerekliliktir.
Önlem Alınması Gerekirdi
Sağlık Bakanlığı’nın araştırma çalışmasında halk sağlığı açısından sorun yaratan durumları gösteren pek çok bilgi var. Bu bilgiler dikkate alınarak Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yerel yönetimler başta olmak üzere ilgili kamu kurumlarının uyarılması ve halk sağlığını koruyucu önlemlerin alınması gerekirdi. Ama bu konuda Sağlık Bakanlığı gereken adımları atmamış ve ilgili kamu kurumlarını uyarmak amacıyla bir girişimde bulunmamıştır. Ne gibi önlemler alındığına dair sorulara bakanlık yetkilileri bir cevap vermemiştir. Mecliste verilen soru önergelerine (İlhan Cihaner’in verdiği 26/3 Dönem, 7/28302 Esas Numaralı ve 17/04/2018 tarihli soru önergesi) ve Türk Tabipler Odası tarafından sorulan sorulara (http://bianet.org/bianet/hukuk/204129-ttb-saglik-bakanligi-na-kanser-arastirmasi-sonuclarini-sordu?bia_source=twitter) Bakanlık tarafından bir yanıt verilmemiştir. Çalışmadan elde edilen ve gerçekten kaygı uyandırması gereken bilgiler olmasına rağmen Bakanlığın bir önlem almaması kabul edilemez bir durumdur.
Hangi Kurumlar Uyarılmalıydı?
Beş ilde yapılan çalışmalarda analiz edilen gıda örneklerinin %17,3’ünün ülkemizdeki yasal mevzuatın izin verdiği miktarı aşan düzeyde pestisit (Tarımsal üretimde kullanılan zehirli kimyasal maddeler) kalıntısı içerdiği tespit edilmişti. Bu çok yüksek bir kalıntı orandır. Bir fikir vermek amacıyla ülkemizde pestisitlerle ilgili yasal mevzuatın uyumlu olduğu Avrupa Birliği ülkelerinde gıdalarda tespit edilen yasal mevzuata aykırı pestisit kalıntısı oranının genellikle %2’den az olduğunu söylemeliyim. Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla ülkemizdeki gıda ürünlerindeki pestisit kalıntılarının 8-9 kat daha fazla oranda çıkması çok ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak görülmeli. Bu sorun karşısında Sağlık Bakanlığı’nın pestisit kalıntılarını kontrol etmekten sorumlu kamu kurumu olan Tarım ve Orman Bakanlığı’nı bir resmi yazı ile derhal uyarması gerekirdi.
Mesele sadece Tarım Bakanlığı ile de ilgili değil. Sağlık Bakanlığı’nın sorumluluk alanına giren çok kritik bir başka nokta daha var. Tarımda kullanılan pestisitlerin çoğu sulara bulaşarak kimyasal kirliliğe yol açıyor. Sağlık Bakanlığı ülkemizde içme suyu olarak tüketilen suların pestisitler açısından kirli olup olmadığını tespit etmek ve gereken önlemleri almakla sorumlu kurumdur. Araştırmadan elde edilen bilgiler gıdalarda yaygın bir pestisit kirliliğine işaret ettiği için Sağlık Bakanlığı’nın içme suyu olarak kullanılan yeraltı ve yerüstü sularına pestisitlerin bulaşıp bulaşmadığını kontrol etmek üzere illerdeki İl Sağlık Müdürlüklerini resmi yazı ile uyarması ve önlem almaya davet etmesi gerekirdi. Bu konuda da herhangi bir somut girişim yapılmamıştır.
Araştırma En Çok Çocukları İlgilendiriyor
Bakanlığın yürüttüğü araştırma projesinin çok önemli ve ülkemizde kanımca bir ilk olarak görülmesi gereken bir yönü var. Çalışmada insanlarda hormonal ve nörolojik sisteme zarar veren kimyasal maddelerin çok büyük bir kısmı araştırılmıştır. Hormonal ve nöral sistem bozucu kimyasal maddeler en çok bebek ve çocuklara zarar vermektedir. Dolayısıyla bebek ve çocuk sağlığı açısından Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü çalışmanın önemi büyüktür.
Hormonal ve nöral sistem vücudumuzun iyi çalışması için çok kritik önemi olan sistemlerdir. Bu sistemlerin çalışmasının bozulması gelişim bozuklukları, bilişsel sorunlar, öğrenim güçlükleri, otizm, obezite, cinsiyet gelişim bozukluları, kısırlık, sperm kalitesinin bozulması ve kanser gibi pek çok hastalığa yol açabilmektedir.
Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü çalışmadan elde edilen bilgiler çocuk sağlığını yakından ilgilendirdiği için bu konu üzerinde biraz ayrıntılı duracağım.
Hormonal Sistem Bozucu Pestisitlerin Tamamı Araştırıldı
Hormonal sistem bozucu pestisitlerin kalıntısını tespit edebilmek amacıyla araştırma merkezimizde bir analiz yöntemi geliştirdik. Çalışmada çeşitli gıdalarda 332 farklı pestisitin kalıntısı araştırıldı. Çalışmanın yapıldığı tarihte hormonal sistem bozucu olarak nitelenen 106 pestisitin tamamı analiz kapsamındaydı.
Analiz ettiğimiz gıda ürünlerinde 66 farklı çeşit pestisit etken maddesi saptadık. Bu pestisitlerden 26’sı (%39,3) çeşitli akademik yayınlarda hormonal sistem bozucu olarak sınıflandırılmaktaydı.
Çocuklar anne karnında başlayan, doğum sonrasında bebeklik ve çocukluk aşamalarında devam eden büyüme ve gelişme sürecinde ne kadar az toksik kimyasala maruz kalırlarsa o ölçüde daha sağlıklı oluyorlar.
Toksik kimyasallara maruz kalma ise beslenme, solunum ve deri ile temas gibi yollarla oluyor. Dolayısıyla yediğimiz gıdaların, içtiğimiz suların ve soluduğumuz havanın temizliği sağlıklı büyüme ve sağlıklı bir şekilde hayatı devam ettirebilme için kritik önem taşıyor.
Dünya genelinde iktisadi faaliyetlerde kullanılan yüz bin civarında toksik kimyasal var. Bu toksik kimyasalların %93’ünün insan ve çevre sağlığına ne gibi zararlı etkileri olduğu hakkında bilgimiz yok.
Bir toksik kimyasalın sağlık sorunu yarattığı tespit edildiğinde ancak yol açtığı zararı önleyici ve kontrol edici çalışmalar başlatabilmek mümkün oluyor. Çoğu durumda bu bile yeterli olmuyor.
İnsanları toksik kimyasalların zararlı etkilerine karşı koruyucu çalışmaların temelinde ise toksik kimyasallara maruz kalınan miktarları azaltıcı önlemler almak yatıyor. Bazı toksik kimyasal maddelerin gıdalarda ya da sularda bulunması hiç istenmez; bazılarının bulunabileceği miktara ise sınırlama getirilir.
Dünya genelinde yaygın kabul görmüş kurallardan biri gıdalarda, sularda ya da havada bulunabilecek bir toksik kimyasalın belli bir sınır değeri geçmemesi gerektiğidir. Bir kimyasal maddenin alınan miktarı arttıkça zehirli etkilerinin ortaya çıkacağını kabul eden ya da bir kimyasal maddenin vücuda giren miktarı azaldıkça zehirli etkilerinin ortadan kalkacağını öne süren toksikoloji anlayışı çok eskidir. Bu anlayışın doğal sonucu toksik kimyasallar için aşılmaması gereken sınır değerleri belirlemektir. Örneğin gıdalarda bulunabilecek pestisitlerden bazılarının kalıntısının bir kilo gıdada 0,1 miligram değerini aşmaması ya da içme sularındaki arsenik kalıntısının litrede 10 mikrogram değerini aşmaması istenir.
Bu sınır değerler ulusal ve uluslararası çeşitli yasal mevzuatlarda yer alır. Ancak sınır değerlere dayanan bu anlayışın sağlığı koruma konusunda yetersiz kaldığını dile getiren ve en azından son 20-25 yıldır süregelen ciddi bir tartışma var.
Bazı toksik kimyasal maddeler yaygın kabul gören bu anlayışa aykırı davranıyor.
Hormonal sistem bozucular ve nörolojik gelişim bozucular olarak sınıflandırılan toksik kimyasallar kendileri için belirlenen sınır değerlerin çok altındaki miktarlarda da zararlı olabiliyor. Dolayısıyla sınır değerlerin altında kalan, başka bir deyişle çok düşük miktarlarda dahi hormonal sistemi bozarak ya da sinir sisteminin gelişimine zarar vererek sağlık sorunlarına yol açıyorlar. Bu durum ciddi bir halk sağlığı sorunudur.
Bebek ve çocukların vücut ağırlıkları düşük olduğu, hızlı bir büyüme/gelişme döneminde oldukları ve metabolizmaları bir yetişkine kıyasla daha farklı çalıştığı için hormonal sistemi veya nöral sistemi bozucu kimyasallar en çok onlara zararlı etki gösteriyor. Ancak sadece çocukların değil yetişkinlerin de bu kimyasalların yol açtığı çeşitli sağlık sorunlarına yakalanabileceklerini belirtmeliyim.
Araştırmanın Yapıldığı İllerdeki Çocuk Sayısı
2018 yılı itibariyle araştırmanın yapıldığı beş ilde yaklaşık 7 milyon insan yaşıyor. Bu beş ilde yaşayan 0-18 yaş arası çocuk nüfus sayısı ise 1 milyon 300 bindir (%21,6). Araştırma sahasının genişliği ve bu bölgelerde üretilen çeşitli gıda ürünlerin Türkiye genelinde tüketildiği düşünülürse araştırmadan elde edilen bilgilerin çok daha geniş bir nüfusu ilgilendirdiği ise çok açıktır.
Sağlık Bakanlığı çalışması hormonal sistem bozucular ve nörolojik gelişime zarar veren kimyasal maddelerin gıdalardaki ve sulardaki varlığını tespit etme açısından çok üst düzeyde bir çalışmadır. Örneğin çalışmanın yapıldığı dönemde dünya genelinde kullanılan ve ülkemizde de kullanılmasına izin verilen hormonal sistem bozucu pestisitlerin tamamının (106 adet) çalışma kapsamında araştırıldığına biraz önce değinmiştim. Araştırma sonucunda elde edilen bilgilere değinmeden önce kalıntı analizleri hakkında kısa bir bilgi vermem gerekiyor.
Kalıntı Analizleri
Bir kalıntı analizinde ne kadar çok sayıda toksik kimyasal araştırılıyorsa o kadar doğru bir yanıt elde edilir. Yani analiz yaparken işin daha en başında kaç adet toksik kimyasal maddeyi analiz edeceğimizi belirler ve ona göre bir analiz yöntemi seçeriz. Sağlık Bakanlığı çalışmasında ülkemizde kullanılmasına izin verilen pestisitlerin neredeyse %90’ı ve hormonal sistem bozucuların ise tamamı araştırılabildi. Araştırılan pestisit sayısı çok olduğu için çok sayıda gıda örneğinin pestisit kalıntısı içerdiğini tespit etmek de mümkün olmuştur. Binlerce su ve gıda örneğinde bunu yapmak çok kolay bir iş değil ve bu işi laboratuvarda birlikte yaptığım insanlara buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Sağlık Bakanlığı’nda, Çevre Bakanlığı’nda ya da Tarım Bakanlığı’nda gıdalarda ya da sularda hormonal sistem bozucu pestisitlerin tamamının belirlenmesine yönelik olarak geçmişte tek bir çalışma bile yürütülmediğini belirtmek istiyorum.
Araştırma sonucunda gıda örneklerinin %40’ında hormonal sistem bozucu olarak nitelenen pestisit kalıntısı bulunduğu tespit edildi. Bu pestisitler mevzuatça belirlenen sınır değerlerin (Maksimum Kalıntı Limiti) altında kalan seviyelerde bile sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bir kez daha belirtme gereği duyuyorum hormonal sistem bozucular klasik toksikolojik modele uygun davranmıyorlar. Klasik modelde bir kimyasalın miktarı azaldıkça zararlı etkisinin de azalacağı kabul edilir. Oysa hormonal sistem bozucu kimyasalların zararlı etkisi düşük dozlara doğru gidildikçe daha çok artış gösteriyor. Bu durum bir kimyasal madde maksimum kalıntı sınırını aştığında zararlı olur anlayışını geçersiz kılıyor. Buna ek olarak, yaş küçüldükçe zararlı etkinin arttığı, bir bireyin anne karnındayken veya bebeklik safhasında bu maddelere karşı daha duyarlı olduğu ve olumsuz etkilerin daha fazla olacağı da çok sayıda akademik yayında belirtiliyor.
Hormonal sistem bozucuların yanısıra bir diğer önemli sorun çoklu pestisit kalıntılarıdır. Yani bir gıda ürününde birden fazla sayıda pestisitin kalıntısının bulunması durumudur.
Analiz edilen örneklerin %51,1’inde birden fazla sayıda pestisit kalıntısı tespit edildi. Örneklerin %11,2’sinde 2 adet pestisit kalıntısı; örneklerin %5,1’inde üç adet pestisit kalıntısı ve örneklerin %3,5’inde en az dört adet pestisit kalıntısı tespit edildi.
Analiz edilen örneklerin %17,3’ünün mevzuatın izin verdiği oranların üzerinde pestisit kalıntısı içerdiğini ancak Avrupa Birliği ülkelerinde yapılan kontrol ve denetim çalışmalarında mevzuata aykırı pestisit kalıntısı oranının genelde %2’den daha az olduğunu tekrar hatırlatmak istiyorum. Dolayısıyla analiz örneklerinin %3,5’inde dört ve dörtten fazla sayıda pestisit kalıntısı tespit edilmesi bile çok ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak görülmelidir.
Bakanlık araştırmanın ortaya çıkardığı bu vahim durum karşısında insan sağlığını ama özellikle de çocuk sağlığını korumak için ne yapmıştır? Bu soru yanıt bekleyen bir sorudur. Bakanlık tarafından bir açıklama yapılacağına, ya da toplum sağlığını tehdit eden sorunları çözmek için önlem alınacağına dair bir işaret hala görünmüyor. Aslına bakılırsa, Sağlık bakanlığının bu konuda yaptığı tek işlem beni şikâyet etmek olmuştur.
Çalışmada sadece pestisit kalıntılarına da bakılmadı. Çeşitli gıda ürünlerindeki ağır metal kalıntıları da araştırıldı. Örneğin Ergene Havzasında yetiştirilen pirinçlerde arsenik kalıntısı tespit edildi. Ergene Nehrindeki yaygın kirliliği bilenler için pek de sürpriz olmayan bir sonuç bu. Kış mevsimindeyiz ve Ergene Nehri aşırı yağışlar nedeniyle geçtiğimiz haftalarda defalarca taşkın yaptı. Nehrin kirli suları tarım arazilerine yayıldı. Bu yayılma neticesinde de sularda bulunan arsenik, kadmiyum vb gibi toksik kimyasalların o tarım arazilerinde yetiştirilen gıda ürünlerine de bulaştığını söyleyebiliriz. Araştırma çalışmasında bu söylediklerime kanıt olabilecek somut bir bilgi de var: Gıda örneklerinde arsenik kalıntılarını belirlemek için yapılan analizlerde 24 çeltik, 5 ısırgan otu, 1 karalahana, 2 marul, 8 sarımsak ve 14 yeşil soğan olmak üzere toplam 54 gıda örneğinde (toplamın %3,9’u) arsenik tespit edilmişti. Arsenik içerdiği belirlenen 54 gıda örneğinin %85’i ise Ergene Havzası’ndaki Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerinden alınmıştı.
Gıdalardaki toksik kalıntılar sorununu sularla birlikte ele almak gerekiyor. Çünkü günlük beslenmemizde sadece yiyecekler değil su da asli bir yer tutuyor.
Sularla İlgili Çalışmalar
Araştırmada Ergene Havzası’nda yer alan Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne illeri ile Kocaeli ilinden alınan su örneklerinde Antalya ilinden alınan su örneklerine kıyasla anormal sayılabilecek düzeyde bir ağır metal ve eser element kirliliği tespit edilmiştir.
Araştırmada 1440 su örneği çalışıldı. Bu örneklerde endüstriyel ve tarımsal faaliyetlerden sulara bulaşabilen Arsenik, Kurşun, Kadmiyum, Civa gibi ağır metallerin yanısıra; Alüminyum, Antimon, Bakır, Baryum, Berilyum, Bizmut, Çinko, Demir, Gümüş, Kalay, Kobalt, Krom, Manganez, Molibden, Nikel, Selenyum, Sezyum, Stronsiyum, Lityum, Vanadyum ve Talyum elementleri araştırıldı.
Ağır metaller insan vücudunda kanser oluşumunu başlatıcı ya da tetikleyici bir özellik göstermektedir. Bazı eser elementler de aynı işleve sahiptir. Kaldı ki bakır ve çinko gibi besleyici elementler bile belli bir miktarın üzerinde alındığında toksik etkiler göstermektedir.
Arsenik, kadmiyum, krom ve nikel Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu (The International Agency for Research on Cancer - IARC) tarafından 1. grupta yer alan kanser yapıcı maddeler olarak nitelenmektedir. Kurşun ve arsenik başta olmak üzere ağır metallerin hormonal ve nöral sistem bozucu olduğunu da belirtmek istiyorum.
Arsenik Kalıntıları Üzerine Tespitler
Antalya ilinden alınan 569 su örneğinden sadece 20 tanesinde (%3,5) arsenik kalıntısı tespit edilebilir düzeyde bulunurken Ergene’deki 3 ilden alınan 764 su örneğinin 316’sında (%41,4) arsenik tespit edildi. Bu örneklerden 25’i (%3,3) içme suyuna arsenik için konan sınır değeri aşıyordu ve bu suların içme suyu olarak kesinlikle kullanılmaması gerekiyordu. Antalya ilindeki örneklerden sadece birinde arsenik miktarı maksimum sınır değer olan litrede 10 mikrogramı aşıyordu. En çok arsenik tespit edilen iller Tekirdağ 140 örnek (8’i sınır değer aşımı); Kırklareli 74 örnek (13’ü sınır değer aşımı) ve Edirne 106 örnek (4’ü sınır değer aşımı) olarak belirlendi.
Alüminyum Kalıntıları Üzerine Tespitler
Gerek Kocaeli ilindeki ve gerekse Ergene Havzası’ndaki sularda bulunan alüminyum düzeyleri endüstriyel faaliyetlerin çok zayıf olduğu Antalya iline kıyasla çok yüksek çıktı. Ergene’de analiz edilen toplam örnek sayısı 764, alüminyum tespiti yapılan örnek sayısı 181 (%24) ve litrede 200 mikrogram olan sınır değeri aşan örnek sayısı ise 29 (%3,8) olarak belirlendi.
Kocaeli ilinde analiz edilen örnek sayısı 106, alüminyum içerdiği tespit edilen su örneği sayısı 49 (%46) ve sınır değeri aşan örnek sayısı ise 10 (%9,4) olarak tespit edildi. Her bir analiz örneği bir köy ya da mahalle bazında bir yerleşim noktasından alındı. Dolayısıyla sınır değerin aşıldığı yerlerdeki suların içme suyu olarak kullanılmaması gerekiyor. Antalya ilinde ise analiz edilen 569 örnekten sadece biri alüminyum için belirtilen sınır değeri aşıyordu ve tespit edilen alüminyum düzeyleri genel olarak çok düşüktü.
Kurşun Kalıntıları Üzerine Tespitler
Antalya ilinden alınan 569 su örneğinden 12’sinde (%2) kurşun çıktı. Oysa Kocaeli’nden alınan 106 su örneğinin 17’sinde (%16) kurşun kalıntısı tespit edildi. Ergene Havzası’nda yer alan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerinden alınan 764 su örneğinin ise 156’sında (%20,4) kurşun tespit edildi. Antalya ilinden alınan örneklerin hiçbiri kurşun için belirlenen sınır değeri aşmadı. Kocaeli ilinden alınan örneklerin 2’si, Ergene Havzası illerinden alınan örneklerin 4 tanesi sınır değeri aşmıştı. Bu suların içme suyu olarak kesinlikle kullanılmaması gerekiyordu.
Sağlık Bakanlığı ülkemizde içme sularının sağlıklı olmasından sorumlu kurumdur. Araştırma yapılan bölgelerde Arsenik, Kurşun ve Alüminyum düzeylerinin yüksekliği nedeniyle içilmemesi gereken sularla ilgili olarak Sağlık Bakanlığı’nın bir önlem alması gerekirdi? Bakanlık bu konuda ne yapmıştır sorusu yanıt bekliyor?
Bazı Tespitler
Antalya iline kıyasla Ergene Havzası’nda arsenik kirliliğinin, Kocaeli’nde ise alüminyum kirliliğinin ve yine Antalya iline kıyasla Ergene Havzası illeri ile Kocaeli’nden alınan su örneklerinde kurşun kirliliğinin daha yoğun olduğu benim elimde mevcut olan kısıtlı bilgiyle bile söylenebiliyor.
Yaptığım çalışmaya göre maksimum kalıntı sınırını aşan miktarda arsenik, alüminyum ve kurşun içeren 52 yerleşim bölgesinin suları içilemez niteliktedir.
Burada arsenik, alüminyum ve kurşun üzerinden yapılan değerlendirmenin genel olarak diğer ağır metaller ve eser elementler için de yapılması gerektiği açıktır. Yani değerlendirmelere Nikel, Manganez, Vanadyum, Krom, Bakır, Çinko vb gibi diğer elementlerin de dâhil edilmesi gerekiyor. Bu durumda sulardaki kirlilik meselesinin geniş bir coğrafi bölgeyi ilgilendiren, epeyce ciddi bir problem olduğu daha net anlaşılacaktır. Örneğin Bakır, Çinko, Manganez, Nikel ve Vanadyum düzeylerinin de Ergene Havzası’ndaki illerde ve Kocaeli ilinde Antalya iline kıyasla çok yüksek olduğu belirlenmişti.
Kocaeli ili ve Ergene Havzası illerindeki sularda gözlenen ağır metal kirliliği jeolojik bulaşmalarla açıklanamaz, tarımsal ve endüstriyel faaliyetlerden ve Ergene Nehri’ne boşaltılan atıklardan kaynaklandığı kesindir.
Bakanlığın elinde benim Cumhuriyet gazetesinde yazdığım bilgilerden çok daha fazlası var. Benim açıkladığım bilgiler bütünün onda biri bile değildir. Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü çalışmada bölgedeki topraklardan, Ergene Nehri’nin değişik noktalarından, arıtma ve deşarj noktalarından, havadan alınan örneklerde de kirlilik düzeyini belirlemeye yönelik çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan elde edilen bilgilerin yan yana konularak bütüncül bir bakışla değerlendirilmesi Ergene Havzasındaki illerde ve Kocaeli ilindeki yaygın kirlilik hakkında net bir fikir verecektir.
Araştırma Çalışmalarını Neden Halka Duyurdum?
Yapılan araştırmalardan elde edilen bilgiler ilgili kamu kurumlarının yıllardır süregelen ihmali ve şirketlerin kural tanımazlığı nedeniyle ortaya çıkan kimyasal kirliliğin hangi yerleşim noktasında ve ne düzeyde olduğunu, kirletenlerin kim olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ancak araştırmayı yürüten Sağlık Bakanlığı ne araştırmadan elde edilen bilgileri açıkladı ve ne de herhangi bir önlem alma girişiminde bulundu.
Ülkemizin toprağıyla, suyuyla, havasıyla, bitki örtüsüyle yaşanabilir olma niteliğini kaybetmemesi konusunda çabalamak bir bilim insanı olarak sorumluluk alanıma girer.
Toplumun sağlığı ve geleceği için yapılandırılmış kamu kurumlarının görevlerini yerine getirmelerine yardımcı olmak bir bilim insanının sorumluluğudur. Bu kurumların görevlerini layıkıyla yapmadıklarını belirleyen bir bilim insanının o kurumlara sorumluluklarını hatırlatmak da en temel görevlerinden biridir.
Bir bilim insanı şirketlere veya kurumlara değil öncelikle topluma karşı sorumludur. Çünkü toplumun sağlığı ve geleceği şirketlerin ya da kurumların kısa vadeli çıkarlarına emanet edilemeyecek ölçüde önemlidir. Ama her şeyden önce çocuklara karşı sorumluyuz;  hiçbir kişinin ya da kurumun çocukların sağlığını bozma, geleceğini gasp etme hakkı yok çünkü.
Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü araştırma çok kıymetli. Araştırma sadece sorun tespiti yapmıyor; aynı zamanda araştırma bölgelerinde tespit edilen kirlilik sorununu nasıl çözeceğiz sorusuna da yanıtlar içeriyor. Dolayısıyla araştırmadan elde edilen bilgilerin gizlenmesi çözümler üzerine sağlıklı tartışmalar yapamamamıza neden oluyor. Ve bu durum da bir toplumsal zarar olarak görülmelidir. 
Yazdığım yazılarla gizli tutulan bu halk sağlığı çalışmasından kamuoyunu haberdar etmeyi, toplumu bilgilendirmeyi, sorunları çözmekle mükellef kamu kurumlarını harekete geçirmeyi amaçladım. Açıkladığım bilgileri bir yerden temin etmiş değilim; aksine araştırma çalışmalarına bizzat katılarak bu bilgilerin oluşmasında asli bir rol oynadım. Gıdalar ve sularda bulunan çevresel kirleticilerin belirlenmesi amaçlayan araştırma projelerinde örnek toplama aşamasından başlayıp analiz raporlarının düzenlenmesine kadar uzanan bütün çalışma sürecinin içinde yer aldım. Dolayısıyla bu araştırma çalışmalarından elde edilen veriler bende doğal olarak mevcuttu. Açıkladığım bilgiler, elimde bulunan bu veriler üzerinde bilimsel çalışma yaparak oluşturduğum bilgilerdir; herhangi bir yerden alınmış ya da temin edilmiş bilgiler değildir. 
Sağlık Bakanlığı açıkladığım bilgilerin hiçbirini yalanlamadı.
Araştırma projesinden elde edilen bilgileri açıklamayı anayasal bir hak olan ve çeşitli uluslararası sözleşmelerde dile getirilen insanların sağlıklı bir çevrede yaşama haklarının bir savunusu olarak görüyorum. Unutulmamalıdır ki bilim insanlarının yanı sıra, devletin de toplumu yaşam ve sağlık hakkına yönelik tehditler konusunda bilgilendirme yükümlülüğü bulunmaktadır.
Sağlık Bakanlığı elinde bilimsel bilgiler olduğu halde gereken önlemleri almayarak, ilgili kamu kurumlarını uyarmayarak ve kendisine verilen kamu görevlerini layıkıyla yapmayarak insanların –ve doğada yaşayan diğer canlıların- yaşamlarını tehlikeye atma suçunu işlemiştir. Araştırma çalışmaları bittiğinden bu yana 3 yıldan fazla zaman geçti ve bu geçen üç yıl içinde bakanlığın hangi önlemleri aldığını açıklamasını talep ediyorum.  Gerçekte bunu kendimiz ve çocuklarımız için hepimiz talep etmeliyiz.
Son olarak beni çok etkileyen bir olayı anlatmak istiyorum. Bu olay Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü araştırma projesinin neden yapıldığına ve araştırmadan elde edilen bilgilerle somut olarak neler yapılması gerektiğine ışık tutuyor.
Trakya Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü öğrencisiyken yakalandığı kanser hastalığı ile yıllarca mücadele eden ve geçen yıl kaybettiğimiz Tekirdağlı Dilek Özçelik’i sanırım pek çoğumuz hatırlayacaktır.
Dilek Özçelik 2013 yılında kanser hastalığının tedavisi sürecinde yaşadığı sorunları dile getirmek için devlet yetkililerinden yardım istemiş ancak bu talebi başlangıçta karşılık bulmamıştı. Düş kırıklığına uğrayan Dilek Özçelik televizyon ekranlarından sadece devlet yetkililerine değil hepimize şöyle seslenmişti: “Ben dilenci değilim. İnsanlık konusunda bir kez daha hayal kırıklığına uğradım. Görüyorum ki çaresizliği hiç tatmamışsınız hayatınızda.”
Dilek Özçelik’in ihtiyacı olan ilaçlar daha sonra temin edilmiş ve hastalığının tedavisi için devlet kurumları yardımcı olmuştu. Ancak Sağlık Bakanlığı'nın asli sorumluluğunun hastalanan insanların tedavi edilmesini sağlamak olduğu kadar hastalığa yol açan çevresel koşulları düzeltmek, insanların kanser olmasına yol açan toksik kimyasalların çevreye bulaşmasına engel olmak ve kimyasal maddelerle kirletilmiş çevrelerin temizlenmesini sağlamak olduğu da asla akıldan çıkarılmamalıdır. Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü araştırmadan elde edilen bilgiler kamu kurumlarına, akademik kurumlara, meslek örgütlerine ve sivil toplum kuruluşlarına Ergene Havzası ve Kocaeli ilindeki yaygın kimyasal kirlilik sorununu nasıl çözeceğimizi söylemektedir. Halk sağlığını ilgilendiren böyle önemli bir konuda gizlilik ya da yasaklanmış bilgilerin olması kabul edilemez, edilmemelidir.
Dilek Özçelik’in ruhu şad olsun. Kendimi Dilek Özçelik gibi çaresizlik içinde kalan insanlara karşı sorumlu hissediyorum. Gerçekleri bilmenin onların hakkı olduğunu düşünüyorum.
Bana yöneltilen tüm suçlamaları reddediyor ve beraatımı talep ediyorum.


Oral Hearing
Bülent Şık
I would like to briefly touch on the purpose and scope of the project carried out by Turkish Ministry of Health in order to respond to the accusations cited in the indictment against me of “Obtaining prohibited information”, “Disclosing prohibited information” and “Revealing confidential information related to the duty”. First of all, I want to clarify what I mean by the words “data” and “information”.
When I use the word “data”, I mean all sorts of the piece of information or a numerical value which have been obtained in research through observation, analysis or measurement methods but have not been put through a process or assessed scientifically. The term “information obtained in a research” that I frequently stated in the text denotes the case where the data were analysed using statistical methods, evaluated by taking the existing academic knowledge into consideration, and where certain results were produced and interpreted.
The aim of the research project, titled “The Evaluation of Environmental Factors and Their Impacts on Health in Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne and Kırklareli Provinces” has been carried out between the years 2011-2016 by the Ministry of Health to determine whether there have been conditions posing a threat to public health.
The Scope of the Research Project
The research is composed of 16 different research projects, each of which has been independently conducted. It is possible to get an idea about the extent of the scope of the research by specifying the names of these projects.


The Sub-Projects within the Research Project Titled “Evaluation of Environmental Factors and Their Impacts on Health in Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne and Kırklareli Provinces”

01

Investigation on the Preliminary  Diagnoses of Cancer in Kocaeli, Antalya and in  the Provinces in Ergene Basin

02

Household Health Survey in Kocaeli and Antalya

03

Assessment of the Exposure to Heavy Metals and Trace Elements among the Adults in Kocaeli, Antalya and Ergene Basin

04

Determination of the Air Quality in Kocaeli, Antalya and in the Provinces in Ergene Basin: Volatile Organic Compounds and Aldehydes

05

Determination of the Air Quality in Kocaeli, Antalya and in the Provinces in Ergene Basin: PAHs, Heavy Metals and Trace Elements

06

Determination of the Environmental Pollutants in the Foods Produced in Kocaeli, Antalya and in the Provinces in Ergene Basin

07

Determination of the Environmental Pollutants in the Potable Water in Kocaeli, Antalya and in the Provinces in Ergene Basin

08

Determination of the Environmental Pollutants in Ergene River and in the Streams and Wastewaters Discharged from Wastewater Treatment Plants in Kocaeli and Antalya

09

Determination of the Environmental Pollutants in the Bottom Mud at Ergene River and at the Streams in Kocaeli and Antalya 

10

Determination of Environmental Pollutants in the Seafood and Marine Waters in Izmit, Saros and Antalya Gulfs

11

 Determination of the Environmental Pollutants in the Soils in Ergene River, Kocaeli and Antalya 

12

Determination of Electromagnetic Fields (EMF) Generated by Low-Frequency Current (LFC)  in Kocaeli, Antalya and in the Provinces in Ergene Basin

13

Determination of Electromagnetic Fields (EMF) Generated by High-Frequency Current (HFC)  in Kocaeli, Antalya and in the Provinces in Ergene Basin

14

Research on the Social Perception towards the Health News and the Sources of Health News in Kocaeli, Antalya and in the Provinces in Ergene Basin

15

Study on Occupational Health in Kocaeli, Antalya and the Provinces in Ergene Basin

 
16

Project and Action Plan on the Identification of the Conditions Having Impact on the Improvement of Preventive Healthcare, the Requirements for Improvement and on Development of Preventive Healthcare Strategy.

A wide range of information on public health and environmental health have been obtained through the researches shown in the table above. For example, the information obtained from “the Investigation on the Preliminary Diagnoses of Cancer in Kocaeli, Antalya and in the Provinces in Ergene Basin”, the first one in the table, enabled to make the maps of the houses in the provinces, in which the people diagnosed with cancer have been living. A series of studies aiming to identify the personal habits, nutritional and health conditions in the houses, where the patients diagnosed with cancer have been living, were carried out through the research project titled “The Household Health Survey in Kocaeli and Antalya”, which is the second one in the table. During the project numbered 3, the studies have been conducted to determine the heavy metal exposures among the people diagnosed with cancer. Even the information acquired through these three research studies alone contains knowledge that would answer many questions about cancer. For example, what are the cancer mortality rates in Edirne, Kırklareli and Tekirdağ provinces of Ergene Basin and in Kocaeli compared to other cities in our country? What is the incidence of cancer in children or adults? Which kinds of cancer are more common? Are there any heavy metal residues that cause cancer in biochemical samples taken from humans?
These studies conducted among the households have been accompanied by the investigation of environmental samples. The samples have been collected in thousands of residential areas on a village and district basis. The aim of the study has been to determine the level of the environmental pollution due to the carcinogenic substances and to investigate whether the people living in these regions have been exposed carcinogenic chemicals that cause cancer via inhalation, drinking and ingestion.
In this study, cancer-causing chemical residues in soil, water, food, air, wastewater and in marine water, crustaceans and fish in Saros, Izmit and Antalya Gulfs have been investigated. Besides, the risk of cancer arising due to high-voltage transmission lines, the water discharged from wastewater treatment plants and the bottom mud in streams have also been analysed. A series of very specific researches such as the investigation for cancer-causing chemicals that stick to the dust particles in the air and which we are exposed to via inhalation have been conducted. In the study, the households living at thousands of residences have been surveyed to determine whether the cancer cases have been seen in family history. The presence of heavy metals and trace elements in bodily samples of people living in the same houses has also been analysed. The level of carcinogenic chemicals in the air, soil, underground water, surface water and various food samples collected from the same regions has been investigated.
In this sudy, it has also been examined whether the pollution due to the carcinogenic-chemicals has been also severe in regions with high rates of cancer. The research project could be described as one of the world's largest public health studies in terms of the area and the population it has covered (between 5-10 million).
After this brief reminder introducing the scope of the research project, I would like to respond to the charges in the indictment against me.
How did I get involved in the studies?
Between 2010-2016, I worked as an academic and deputy technical manager at Akdeniz University Food Safety and Agricultural Research Centre. The research centre is a centre established to detect toxic chemical substances in foods, water and environment and to support scientific studies on this subject.
The food and water-related part of the project carried out by the Ministry of Health has been performed at this research centre. The person who has been the leader of the project came to our research centre to discuss whether the study could be conducted in our research centre at the end of 2012 or at the beginning of 2013 and if so, how it could be performed. After the negotiations, together with the research team of the Ministry, we planned to work on foods and water in 2013 and 2014, respectively. For the research study, I organized the tasks of collecting food and water samples, delivering them to our centre, conducting their analysis and drawing up the analysis reports.
At the end of 2014, I have been included in the project team conducting the study titled “The Determination of the Environmental Pollutants in the Foods Produced in Kocaeli, Antalya and in the Provinces in Ergene Basin”. Throughout 2015, I worked on the assessment of the data obtained from the research and on reporting the project results.
During this process, I, together with three others prepared the final project reporting the information obtained from the research study related to foods.
General Evaluation Meeting has been held at the end of 2015
At the end of December 2015, a general evaluation meeting was held in Antalya. The information gathered from the research projects shown in the table above was discussed sequentially. Each research project has been carried out by a different team.  During the presentations performed by these teams I saw that the information obtained from the investigations conducted on the samples of various foods, water, sea products, soil and air dust collected in Kocaeli and in Tekirdağ, Kırklareli and Edirne provinces of Ergene Basin indicated serious public health problems. The chemical pollution in Antalya was significantly less than those in the provinces mentioned above or the chemical pollution in those provinces has been much higher than that in Antalya. For example, accumulation of heavy metals in waters and carcinogenic chemicals such as arsenic in fish samples taken from ​​the Sea of Marmara were found to be at signigicantly high levels.
I have been dismissed from the projects in January, 2016
15 days after my return from the meeting, my assignment at R&D Centre has not been extended as I was one of the signees of the Statement of Peace, the so-called  Declaration of Academics for Peace. Then  I was also forced to resign from my duty as deputy manager. Soon after, I was dismissed from all the research projects, in which I participated as a researcher or an executive, including the research project carried out by the Ministry of Health. My employment as an academic at the university was terminated in pursuant of  the Decree-Law No. 677 dated November 22, 2016.
As a Researcher, I conveyed the information that I have composed using the data obtained from the research to the public.
One of the charges against me is “Obtaining prohibited information”. I have not obtained or received the information that I conveyed to the public through the newspaper articles from somewhere or someone. I already had the scientific information I conveyed to the public since I was one of the researchers in the project team. My primary role in the project wasplanning the investigations of  foods and water, setting the analysis methods, conducting analyses and evaluating the data obtained from these analyses. Therefore, the information I have disclosed is the information I have composed by interpreting the research data in light of the scientific knowledge I had in my area of ​​expertise. For example, I can state that I have contributed significantly to writing the final research report of the project aiming at the identification of environmental pollutants in foods. Consequently, the scientific information related to foods, of which I have written only a single part in newspaper Cumhuriyet already existed on my computer, and was obtained from the data composed or contributed by me.
The same situation applies to my statements related to water.
The analyses of water were performed at Akdeniz University Food Safety and Agricultural Research Centre and I was responsible for carrying out all the laboratory studies throughout the research. 1440 water samples have been taken from the spring waters at various locations during this research project.
I was one of the responsible executives of the study on waters and to hether with the other executives. I was in charge of the management of the team assigned to specifying sample collection procedures, developing analysis methods, taking samples and transporting them to the laboratory, conducting laboratory analyses and compiling analysis reports.
The information I gave in the article series in newspaper Cumhuriyet about the general chemical pollution in the water samples taken in Edirne, Kırklareli and Tekirdağ provinces of Ergene Basin and in Kocaeli and about the toxic chemical pollution observed in these samples caused by the chemical substances such as aluminium, arsenic and lead is the scientific information I composed working on the analysis reports that I possessed due to my duty. However, since I have not been among the persons who would evaluate the data obtained from the analysis  of water samples and since another team would conduct the scientific evaluation, I didn’t carry out a detailed assessment at that stage. Here, I would like to give some more details about my role in the research. Thus, I will be able to give a clearer answer to the charges in the indictment. Each project in the research study had a separate research team composed of different researchers. I was not an official member of the research team working on waters. However;  I organised all the laboratory analyses of  water samples and ensured that these analyses would be completed. Therefore, I was involved in the whole research process, starting from the sample collection stage to the compilation of the analysis reports. After compiling the analysis reports, I sent the file containing these reports to the team working on waters. During the compilation of the analysis reports to be sent to the team of the Ministry of Health, I noticed that some of the pollutants such as arsenic and lead in the samples taken from Kırklareli, Edirne, Tekirdağ and Kocaeli provinces have been more common than those from Antalya. I thereupon began to work on the data obtained from the research related to waters partly because of academic curiosity. Although it has been interrupted frequently for various reasons, I continued to work on the file containing the data obtained through the analyses of the water samples taken from 1440 different locations until the date of the publication of the articles. I then announced the scientific information I obtained as a result of these studies, the accuracy of which is not in doubt according to me, first on Bianet's website in April 2018 and then in newspaper Cumhuriyet. The information which I disclosed, therefore, is the information I have composed by working on the data that I had, not the information received or provided from any other source.
Three Years Have Passed Since the Project has been Completed
The studies carried out by the Ministry of Health have been completed by the end of 2015. More than three years have passed since the meeting held in Antalya in December 2015 to review the information obtained from the whole body of studies and to write the main report. In the meantime, the Ministry of Health didn’t make a statement about information obtained from the project. Although this information indicates that there are risks to public health, the Ministry of Health didn’t release an interim report to improve these unfavourable circumstances.
First of all, I should state that a scientific study is not required to be completed, prior to the disclosure of the information obtained from this study by an academic. Public health studies may take years to be completed, and it is a common and correct practice to disclose information obtained from such long-term studies through interim reports if this information necessitates that the public should be warned and related public institutions should take measures.
What could be Declared through Interim Reports?
Disclosing the information obtained from the researches on the topics of concern to large segments of society, such as public health or environmental health, should be considered a necessity in the situations where irreparable harm may occur. An example of such kind of situations is the fact that 17,3% of the food samples analysed during the research study contained toxic agricultural chemicals (pesticides) at levels above the legally permissible limits, or that the waters in some locations contained arsenic or lead residues at the levels that would make them undrinkable.
I'll give another example to give a more clear picture of thehe topic.
At the beginning of my speech, I stated that one of the studies carried out by the Ministry of Health was “Determination of Environmental Pollutants in the Seafood and Marine Waters in Izmit, Saros and Antalya Gulfs”. During this study, the analyses of heavy metal residues in fishes and crustaceans from Izmit and Saros Gulfs in Sea of Marmara were performed. In other words, the amounts of toxic chemical substances such as arsenic, mercury and lead in these products were investigated.
Almost every day, the need for feeding children with fish, the importance of omega-3 fatty acids in fish for brain development of children are hot topics in the media. But we don't know whether these products are healthy. Isn't it a right for people to know the amounts of toxic chemicals such as arsenic, mercury or lead contained in these products? These chemicals are detrimental to the brain and nervous system development in children and cause the deterioration in the hormonal system. Isn’t it a matter of public interest to know the amounts of these toxic substances that the children are exposed to? But, we will not know the answers to these questions unless the information obtained from research studies is disclosed.
Wouldn't we like to know whether there is a link between the pollution in the Ergene River and the pollution detected in the marine water in the Saros Gulf, where the river flows into and in the fish caught in that gulf? Knowing those is a right for every individual. But, how should we look at the right to information? We have many rights defined in laws which are unfortunately  written only  on paper. Therefore, it is also necessary to enable people to exercise the right to information, not only to have this right.  The only way to realize this is to facilitate access to information, to eliminate the practice of censorship and secrecy. This is an absolute need in order to know what kind of world we live in, to identify the problems properly and to be able to talk about the solutions of these problems, in brief, to create a public discussion environment.
Measures Should have been Taken
In the research study of the Ministry of Health, there is a lot of information revealing conditions that cause problems in terms of public health. Taking this information into account, the public institutions, particularly the Ministry of Agriculture and Forestry, the Ministry of Environment and Urbanization, the local authorities should have been warned and the measures to protect public health should have been taken. But, the Ministry of Health did not take the necessary steps and did not make any attempt to warn the relevant public institutions. The ministry officials did not answer the questions asking what measures were taken. No response was given by the Ministry to the parliamentary question (parliamentary question asked by İlhan Cihaner at Term 26/3, numbered 7/28302 and dated 17/04/2018) and to the questions by the Turkish Medical Chamber (http://bianet.org/bianet/hukuk/204129-ttb-saglik-bakanligi-na-kanser-arastirmasi-sonuclarini-sordu?bia_source=twitter). Although there is information obtained from the study which should cause concern, it is unacceptable that the Ministry does not take measures.
Which Institutions Should Be Warned?
The pesticide (toxic chemicals used in agricultural production) residues at levels above the legally permissible limits have been detected in 17,3% of the food samples analysed during the studies conducted in five provinces. This is a very high prevalence for residues. To give you an idea, the legally permitted pesticide residue limit for the foods in European Union countries, where the legislation in our country is harmonized with, is commonly less than 2%. Thus, It should be considered a serious public health problem that 8-9 times more pesticide residues have been detected in food products in our country compared to European Union countries. In the face of this problem, the Ministry of Health should have immediately made an official warning to the Ministry of Agriculture and Forestry, which is a public institution responsible for inspecting pesticide residues The problem isn't just about the Ministry of Agriculture. There is another extremely critical point fall within the area of ​​responsibility of the Ministry of Health. Most of the pesticides used in agriculture cause chemical pollution by contaminating water. The Ministry of Health is the responsible body for identifying whether drinking water resources are  in our country are polluted by pesticides and for taking necessary measures. Since the information obtained from the research indicated widespread pollution in foods caused by pesticides, the Ministry of Health should have immediately warned the local health authorities through official letters inviting them to inspect whether the pesticides polluted the underground and surface waters and to take measures. No concrete attempt was made in this regard as well.
Research is of Particular Concern with regard to Children
The research project carried out by the Ministry has an aspect, which is very important and, in my opinion, that should be  the first and foremost consideration in our country. In the study, a large part of the chemicals that harm hormonal and neurological systems in humans has been investigated. The chemicals disrupting hormonal and neural system cause the most harm to infants and children. Therefore, the study conducted by the Ministry of Health is of great importance in terms of infant and child health.
Hormonal and neural systems are the systems very critical for our bodies to function well. Disruption in these systems may lead to many diseases such as developmental disorders, cognitive problems, learning difficulties, autism, obesity, disorders of sex development, infertility, impaired sperm quality and cancer.
Since the information obtained from the study carried out by the Ministry of Health is closely related to child health, I woul like to dwell a little bit more  on this issue.
All of the Pesticides Disruptive to the Hormonal System have been Investigated
We developed an analysis method in our research centre to detect the residues of pesticides disruptive to the hormonal system. In the study, the residues of 332 different pesticides in various foods have been investigated. All of the 106 pesticides, which have been considered disruptive to the hormonal system at the time the study has been conducted, were included in the analysis. We have detected 66 different kinds of pesticide active substance in the food products analysed.
Of these pesticides, 26 (39,3%) were classified to be disruptive to the hormonal system in various academic publications.
The less the children are exposed to toxic chemicals throughout their lives,  starting from the intrauterine stage the more healthier they become.
Exposure to toxic chemicals occurs through several routes such as ingestion, inhalation and skin contact. Therefore, the cleanliness of the foods we eat, the water we drink and the air we inhale is of critical importance for healthy growth and healthy life.
There are around one hundred thousand toxic chemicals used during the economic activities worldwide. We have no knowledge about the harmful effects of 93% of these toxic chemicals on human and environmental health.
Initiating preventive and inspective actions become possible only when a toxic chemical is determined to cause health problems. In most cases, even this is not enough.
Taking measures to reduce the amounts of toxic chemicals that individuals are exposed to forms the basis of the studies conducted to protect them against the harmful effects of toxic chemicals. The presence of some toxic chemicals in foods or waters is never desirable; and most of the time there are certain limits  set by law.Thus, one of the commonly accepted rules around the world is that a toxic chemical, which may be present in food, water or air should not exceed a certain limit value.
The toxicology notion that the toxic effects of a chemical substance will increase as the amount of the substance taken increases, or the toxic effects of a chemical will be eliminated as the amount of the substance taken decreases, is very old. The natural result of this approach is determining limit values ​​for toxic chemicals, which should not be exceeded. For example, it is desirable that the amount of the residues of some pesticides which may be present in the food does not exceed 0.1 milligrams per kilogram of food or the amount arsenic residues in the drinking water should not exceed 10 micrograms per litre. These limit values ​​are included in various national and international legislations. However, there is a serious debate ongoing for at least the last 20-25 years on insufficiency of this approach based on the limit values in protecting health.
Some toxic chemicals act against this widely accepted understanding.
The toxic chemicals classified as hormonal system disruptors and neurological development disruptors may be harmful in the amounts far below the limit values ​​set for them. Thus, these substances cause health problems even in the amounts below the limit values, in other words, at very low levels by disrupting the hormonal system or harming the development of the nervous system. This is a serious public health issue.
Since the body weight of infants and children are low, they are in a rapid growth/development period and their metabolism works differently compared to an adult, they are especially vulnerable to the effects of these chemicals disrupting hormonal system or the neural system However, I should state that not only children but also adults, can have various health problems caused by these chemicals.
Number of Children in the Provinces Where the Research Has Been Conducted
As of 2018, approximately 7 million people live in the five provinces where the research has been conducted. The number of children between 0-18 years of age living in these five provinces is 1 million 300 thousand (21,6%). Considering the width of the area the research conducted and that a variety of food products produced in these regions are consumed throughout Turkey, it is quite obvious that the information obtained from the research is of concern to a much larger part of the population,
The study carried out by the Ministry of Health is a high-level research in terms of detecting the presence of hormonal system disruptors and chemical substances that harm neurological development, in food and water. For example, I mentioned above that all (106) of the pesticides disruptive to hormonal system and  used throughout the world including our country were investigated during the study. Before mentioning the information obtained from the research, I need to provide brief information about the residue analyses.
Residue Analyses
The more chemicals are included in residue analysis; the more accurate answer is obtained. In other words, at the very beginning of the analysis, we determine how many toxic chemicals we will analyse and choose the appropriate analysis method. In the study carried out by the Ministry of Health, almost 90% of the pesticides that were allowed to be used in our country and all of the hormonal system disrupters could have been investigated. As the number of pesticides investigated was high, it was possible to detect pesticide redisues in  a large number of food samples. It is not easy to do this in thousands of water and food samples, and herein, I would like to thank the people who have accompanied me during these  laboratory works. I also would like to point out that, not a single study has been conducted so far, dealing with the determination of all of the pesticides in the foods or water disrupting the hormonal system by the Ministry of Health, the Ministry of Environment or the Ministry of Agriculture.
As a result of the study, 40% of the food samples have been found to contain pesticide residues, which are defined as hormonal system disrupter. These pesticides may cause health problems even at the levels below the limit values ​​specified in the legislation (Maximum Residue Limit). I need to state once again that the hormonal system disrupters do not behave in accordance with the classical toxicological model. According to the classical model, when the amount of a chemical decreases, its harmful effect decrease as well. But, the harmful effects of the chemicals disrupting hormonal system follow an upward trend as their doses decrease. This situation invalidates the understanding that a chemical substance causes harm when it exceeds the maximum residue limit. Besides, it is stated in a large number of academic publications that as the age decreases, the harmful effect increases; an individual in the mother's womb or during the infancy is more sensitive to these substances and the harmful effects will be greater in this periods.
In addition to hormonal system disrupters, another important problem is multiple pesticide residues namely, the presence of more than one pesticide residue in a food product.
More than one pesticide residues have been detected in 51,1% of the samples analysed. Of the samples, 11,2%, 5,1% and 3,5% have been containing 2, 3 and at least 4 pesticide residues, respectively.
I would like to remind you that 17,3% of the food samples analysed have contained pesticide residues at levels above the legally permissible limits, but in control and inspection activities performed in European Union countries the percentage of pesticide residues was commonly found to be less than 2%. Therefore, the detection of four and more than four pesticide residues in 3,5% of the samples should be considered as a very serious public health problem.
What has the Ministry done to protect the human health so far, particularly about child health in the face of this desperate situation revealed by the research? This is a question waiting to be responded. Up to now, there is no sign of an attempt by the  Ministry of Health to make a public disclosure or to take measures for public health protection. Actually, the only action the  Ministry of Health has taken about this issue is to have filed a complaint about me.
Not only the pesticide residues have been examined during the study, but the heavy metal residues in various food products have also been investigated. For example, arsenic residues have been detected in the rice grown in Ergene Basin. This is not a surprising finding for those who know the common pollution in Ergene River. It is winter now and the Ergene River flooded many times over the past few weeks due to heavy rain. The polluted waters of the river spread around agricultural lands. As a result of this, we can say that the toxic chemicals such as arsenic, cadmium etc. in the waters also contaminated the food products grown in these agricultural lands. In the research study, there is enough information which can be an evidence for what I said.  During the analyses carried out to identify the arsenic residues in food samples, arsenic has been detected in a total of 54 food samples (3,9% of the total) including 24 rice, 5 stinging nettle, 1 black cabbage, 2 lettuce, 8 garlic and 14 green onions. 85% of these 54 samples containing arsenic have been taken from Edirne, Kırklareli and Tekirdağ provinces in Ergene Basin. The issue of toxic residues in food should be addressed along with waters. Because, not only food but also water has an essential place in our daily diet.
Studies on Water
Heavy metal and trace element contamination have been detected in the water samples taken from Kocaeli and from Tekirdağ, Kırklareli and Edirne provinces in Ergene Basin at the levels, which could be considered abnormal compared to the water samples taken from Antalya.
In this study, 1440 water samples have been examined. In these samples, the presence of the elements Aluminium, Antimony, Copper, Barium, Beryllium, Bismuth, Zinc, Iron, Silver, Tin, Cobalt, Chromium, Manganese, Molybdenum, Nickel, Selenium, Caesium, Strontium, Lithium, Vanadium and Thallium have been investigated as well as the heavy metals such as Arsenic, Lead, Cadmium, Mercury.
The heavy metals exhibit properties initiating or triggering the occurrence of cancer in the human body. Some trace elements also have the same function. Moreover, even nutrients such as copper and zinc have toxic effects when taken more than a certain amount.
Arsenic, cadmium, chromium and nickel are considered cancer-causing substances classified in Group 1 by the International Agency for Research on Cancer (IARC). I would also like to point out that the heavy metals, especially lead and arsenic are disruptive to hormonal and neural systems.
Assessments on Arsenic Residues
In only 20 (3,5%) of the 569 water samples taken from Antalya province, arsenic residues have been at a detectable level. On the other hand, arsenic has been detected in 316 (41,4%) of the 764 water samples taken from 3 provinces in Ergene. Of these samples, 25 (3,3%) have exceeded the limit value for arsenic in drinking water and these waters should definitely not be used as drinking water. The arsenic content has exceeded 10 micrograms per litre, which is the maximum limit value, in only one of the samples taken in Antalya. The provinces where arsenic have been detected mostly were Tekirdağ, Kırklareli and Edirne with 140 (8 exceeding limit value), 74 (13 exceeding limit value) and 106 (4 exceeding limit value) samples, respectively.
Assessments on Aluminium Residues
The aluminium levels in the waters in both Kocaeli and Ergene Basin have been found to be very high compared to those in Antalya, where industrial activities are very weak. The total number of samples analysed in Ergene has been 764, the number of samples containing aluminium was  181 (24%) and the number of samples exceeding the limit value of 200 micrograms per litre was 29 (3,8%).
The total number of samples analysed in Kocaeli was 106, the number of water samples containing aluminium was 49 (46%) and the number of samples exceeding the limit value was10 (9,4%). Each sample has been taken from a residential area on a village or neighbourhood basis. Therefore, the waters, in which the limit value has been exceeded, should not be used as drinking water. In Antalya, only one of the 569 samples analysed has exceeded the limit value specified for aluminium and the aluminium levels detected have been generally very low.
Assessments on Lead Residues
12 (2%) of 569 water samples taken in Antalya have been containing lead. On the other hand, in 17 (16%) of 106 water samples taken in Kocaeli lead residue has been identified. The lead has been detected in 156 (20,4%) of 764 water samples taken in Edirne, Kırklareli and Tekirdağ provinces in Ergene Basin. None of the samples taken from the waters in Antalya has exceeded the limit value set for the lead. 2 of the samples from Kocaeli and 4 of the samples from provinces in Ergene Basin have exceeded the limit value. These waters should definitely not be used as drinking water.
The Ministry of Health is the primary institution to be in charge of the protection and control of clean drinking water. the Ministry of Health should have taken measures about the undrinkable water in the catchment area because of high levels of arsenic, lead, and aluminum. The question of "what has been done by the Ministry regarding the issue?" still waits to be answered.
Certain Assessments
It is possible to say -even through the limited information I have , that the arsenic pollution in the Ergene Basin, the aluminium pollution in Kocaeli are more intense than those in Antalya and the pollution caused by lead detected in the water samples taken in Kocaeli and in the provinces in Ergene Basin has been much higher compared to that in Antalya.
According to my study, the waters of the 52 residential area, which contain arsenic, aluminium and lead at the amounts exceeding the maximum residue limit are not drinkable.
It is clear that the assessment I made on arsenic, aluminium and lead should be performed on other heavy metals and trace elements as well. Namely, the other elements such as Nickel, Manganese, Vanadium, Chrome, Copper, Zinc etc. should also be included in the assessments. Thus, it will be more obvious that the issue of pollution in the waters is a quite serious problem of health in a wide geographical region. For example, the levels of Copper, Zinc, Manganese, Nickel and Vanadium have been found to be very high in Kocaeli and in the provinces in Ergene Basin compared to those in Antalya.
The heavy metal pollution observed in the waters in Kocaeli and in the provinces in Ergene Basin cannot be explained by geological contamination It is certain that the agricultural and industrial activities and wastes discharged into Ergene River cause this pollution.
The Ministry has information far more than those I wrote in newspaper Cumhuriyet. The information I disclosed is not even one-tenth of the whole. During the research carried out by the Ministry of Health, several studies have been conducted to determine the level of pollution also in the samples taken from the soil in the region, from the different points of the Ergene River, from the waste treatment and discharge points and from the air. It will provide a clear idea about the widespread pollution in Kocaeli and in the provinces in the Ergene Basin when the information obtained from these studies are collocated and evaluated with a holistic approach.
Why I have Declared the Results of the Study to Public?
The information obtained from these studies proves the presence, level, geographical distribution and the polluters of the chemical pollution, which is most probably the result of the negligence by the public authorities and the dauntlessness of the companies. But the Ministry of Health neither declared the results of the study nor took any preventive measures.
As a scientist, it is my responsibility to struggle to protect our country’s liveability with its soil, water, air and flora.
It is the responsibility of a scientist to assist public institutions established for the wellbeing and future of the society; when they fulfil their duties. When a scientist determines that these institutions do not perform their duties adequately, reminding their responsibilities is one of the fundamental duties of a scientist.
A scientist is primarily responsible to the society not to the companies and institutions. Because the health and the future of the societies are more important than the short term interests of the companies and the institutions. But most of all, we are responsible to the children; because any person or institution does not have a right to disrupt the health of the children or to extort their future.
The research carried out by the Ministry of Health is very valuable. It has not only detected the problems but at the same time it contains answers to the question “how can we solve the pollution problem in regions where the research has been conducted?” For that reason, hiding data obtained from research prevents us to make sound discussions about the solutions. This situation should be considered as a social harm.
In my articles, I aimed to inform the public about this public health study which was kept secret and prompt the public authorities that should solve the problems to take action. I did not obtain the information that I declared from somewhere; on the contrary, I had a primary role for composing information through my participation in the study in person. During the research project aiming to identify environmental pollutants in foods and waters, I have been involved in the whole working process, starting from the sample collection stage to the compilation of the analysis reports. Therefore, I naturally had the data of the research. The information that I disclosed was the results of my scientific study based on those data; I did not get it from somewhere else.
The Ministry of Health did not deny my declaration.
According to me, declaration of the information based on the data gathered during research is defending the constitutional right “to live in a healthy environment”, which is mentioned in different international covenants. We should not forget that the state has the obligation to inform the society about the threats to right to live and right to health as well as scientists.
The Ministry of Health, although it had scientific information, has committed the crime of endangering lives of humans - and other living creatures –by not taking the necessary measures, not warning the relevant public institutions and not fulfilling the public duties adequately. More than three years passed since the research have been completed, and I ask  the ministry to explain what measures it has taken over the past three years. In fact, we all should make a claim for this to be done for both ourselves and our kids.
Finally, I would like to tell an experience that impressed me a lot. This provides an insight into the reasons why this research has been carried out and what should be done concretely with the data gathered in the research.
I think many of us would remember Dilek Özçelik from Tekirdağ, who struggled against cancer that she was diagnosed with while she has been a student in Trakya University to become an English teacher and who died last year.
In 2013, Dilek Özçelik has asked for assistance from the authorities to tell the difficulties she has faced during the cancer treatment. In the beginning, she did not get any response. She was disappointed and she addressed all of us on television and told that: “I am not a beggar. I am frustrated once more about humanity. I see that you have never experienced despair.”
Later, the medicines she needed were provided and the public institutions assisted for her treatment. However, it should not be forgotten that the principal responsibility of the Ministry of Health is to improve the environmental conditions that predispose diseases, to prevent the contamination of the environment by toxic chemicals that cause cancer among humans and to clean the environments polluted by chemicals as well as providing treatment for sick people.
The information obtained from the research carried out by the Ministry of Health tells public institutions, academia, professional organizations and civil society how we can solve the widespread chemical pollution in Ergene Basin and Kocaeli province. For such an important public health issue, the secrecy or prohibited information is not acceptable, should not be accepted.
God rest the soul of Dilek Özçelik. I feel responsible to the helpless people like Dilek Özçelik. I think that knowing the reality is their rights.
I reject all the accusations against me and I demand my acquittal.